1 2 3 4 5 6 7 8 9 ... 14

III.4. Alandaki Kazıların Tarihi - Efes yönetim plani

səhifə4/14
tarix05.12.2017
ölçüsü0.57 Mb.

III.4. Alandaki Kazıların Tarihi

Efes Kazıları:
17. yy’dan başlayarak Efes Antik Kenti’nin Avrupalı araştırmacıların gezi notlarında yer almasıyla birlikte Efes’te arkeolojik araştırmalara başlanmıştır. İngiliz Mimar-Mühendis John Turtle Wood 1863–1874 yılları arasında özellikle Artemis Tapınağı’nın bulunması amacıyla çalışmalara başlamıştır. 1869 yılının yılbaşında Wood tapınağı keşfetmiştir.
İngilizlerden sonra Efes, Viyana Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nün ilk başkanı olan Otto Benndorf sayesinde Avusturya Arkeolojik Araştırmalarının merkezi haline getirilmiştir. İlk çalışmaların başlatılmasını ise Nisan 1895’te Karl Mautner Rittervon Markhof’un yaptığı bağışlar sağlamıştır. Kazılarda çıkan buluntuların bir kısmı Viyana’ya götürülmüştür. Bugün bu eserler Viyana’daki Efes Müzesi bölümünde sergilenmektedir. 1906’dan bu yana ise tüm buluntular Türkiye’de kalmakta ve Selçuk’taki Efes Müzesi ile İstanbul Arkeoloji ve İzmir Müzelerinde sergilenmektedir.
1909-1910, 1914-1925 ve 1936-1953 yılları arasında kazılara ara verilmiştir. İlk kazı başkanları Otto Benndorf ve Rudolf Heberdey araştırmalarını limanla agora arasında kalan kısımla, Artemision’da gerçekleştirmişlerdir. 1926’dan sonra Josef Keil ise büyük gymnasionlar, Yedi Uyurlar ile Aziz Yuhanna (St. Jean) Bazilikasının kazılarını başlatmıştır. Franz Miltner’in başkanlığında 1954 yılında başlatılan yeni kazılarda ise Kuretler Caddesi civarıyla Bizans şehrinde büyük çaplı kazıların yanı sıra Hadrianus Tapınağı ile Aziz Yuhanna Bazilikası gibi bazı anıtlar ilk kez ayağa kaldırılmıştır.
Fritz Eichler’in başkanlığında1960 yılında yeni bir kazı ekibi oluşturularak Yamaç Evler civarıyla Artemision’da uzun vadeli projelere başlanması sağlanmıştır. 1969’danitibaren Hermann Vetters Yamaç Evlerde araştırmaları sürdürmüştür.Onun başkanlığı sırasında CelsusKütüphanesi de 1970-1978 yılları arasında yapılan restorasyon çalışmalarıyla yeniden ayağa kaldırılmıştır. Efes Kazıları Gerhard Langmann ile Stefan Karweise’nin başkanlığında ise tarihsel topografya konusundaki araştırmalar derinleştirilerek Agora, Artemision, Tiyatro, Aziz MeryemKilisesi ile Stadion civarında kazılara devam edilmiştir.1998 yılından başlayarak Efes kazılarını ve araştırmaları Prof. Dr. Friedrich Krinzinger başkanlığındaki ekip yürütmeye başlamıştır. Krinzinger döneminde de özellikle yamaç evlerin çatısının değiştirilmesi ve restorasyon projelerine ağırlık verilerek yamaç evler ziyarete açılmıştır. Kazı çalışmaları 2008-2010 yılları arasında Prof. Dr. Johannes Koder başkanlığında yürütülmüştür. 2010 yılından itibaren Efes Kazıları Avusturya Arkeoloji Enstitüsü Başkanı Doç. Dr. Sabine Ladstatter’in başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmektedir.
St. Jean ve Ayasuluk Kazıları:
Bölgede Efes kazılarının yanı sıra Ayasuluk Tepesi’nde, Sn. Jean Bazilikası’nda ve Ayasuluk Kalesi’nde de kazı çalışmaları sürdürülmektedir. St. Jean Bazilikasında ilk kazılara 1921-1922 yıllarında Yunanlı Arkeolog Sotiriou tarafından başlanmıştır. Daha sonra 1927-30 yıllarında Avusturya Arkeoloji Enstitüsü yapının içini tamamen kazmıştır. 1960-62 yıllarında Amerika’dan Quatmann Vakfının katkılarıyla Efes Müzesi Müdürlüğünün kazı ve restorasyon çalışmaları başlamıştır. Budönemde Bazilikanın güneyi ve kuzeyindeki Vaftizhanenin merkezi kazılmış, Takip Kapısı onarılmıştır. St. Jean Bazilikası ve Aysuluk Tepesinde 1974 yılından 2007 yılına kadar Efes Müzesi Müdürlüğü tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığının izni ve desteği ile kazı çalışmaları yapılmıştır.
Ayasuluk Kalesi içinde gerçekleştirilen ilk kazı ve onarım çalışmaları da 1960yılında Efes Müzesi tarafından başlatılmıştır. 1990 yılında yeniden başlatılan ikinci dönem Müze çalışmaları 2003 yılına kadar devam etmiştir. Uzun yıllar Efes Müzesi tarafından sürdürülen Ayasuluk Tepesi ve St. Jean Anıtı kazı çalışmaları, 2007 yılından itibaren,“Ayasuluk Tepesi ve St. Jean Anıtı Kazı ve Onarım Çalışmaları” olarak, Yrd. Doç. Dr. Mustafa Büyükkolancı başkanlığındaki bilim ekibi tarafından yürütülmektedir.
Efes yönetim alanı, dünya ve Türkiye arkeoloji tarihi açısından çok önemli bir yere sahiptir. Bilim insanları alandaki kazıların daha çok uzun dönem devam edeceği bilgisini vermektedirler. Kazıların tarihi ve geleceği açısından bakıldığında Efes yönetim planının böylesi bir vizyonu dikkate alması gerektiği söylenebilir.

III.5. Alanın Arkeoloji, Mimarlık ve Şehircilik Tarihi Açısından Değerlendirilmesi

Alanın arkeoloji, mimarlık ve şehircilik tarihi açısından değerlendirmesi, koruma amaçlı imar planı raporu ve bilimsel veriler dikkate alınarak yapılmıştır (Şekil 4). Bu anlamda yönetim planlamasında dikkate alınan değerlendirme unsurları aşağıda verilmektedir.


Şekil . Efes Arkeolojik Sit Alanı 1/5000 Ölçekli Koruma Amaçlı İmar Planında Antik Kent Planı

Efes Antik Kentinin Planı ve Yerleşimi
Bugün kalıntıları görülen kent, M.Ö. III. yy.’ın baslarında Lysimakhos tarafından Pion (Panayır) ve Koressos( Bülbül) tepelerinin arasındaki vadide kurulan kenttir. Resmi yapıların toplandığı kent merkezi iki dağ arasındaki vadi içinde konumlanmıştır. Devlet agorası Koressos dağı eteklerinde geniş bir set üzerine inşa edilmiştir. Kentin en önemli caddesi Büyük Tiyatro’nun önünde bulunan Mermer Cadde’dir.Grid planda inşa edilmiş olan kentin planında iki agorayı birbirine bağlayan çapraz doğrultuda (kuzeybatı-güneydoğu) bir başka önemli cadde bulunur. Kuretler Caddesi olarak isimlendirilen bu cadde, ticaret agorası ile devlet agorasını birbirine bağlamaktadır. Caddenin üzerinde Hadrianus’a ithaf edilmiş, korinth düzeninde bir tapınak, Traianu sadına yapılmış bir çeşme, zenginlerin konak benzeri evleri ve Tiberius İulius Celsus adına oğlu Aquila tarafından yaptırılmış, iki katlı kütüphane binası yer alır.
Arcadiane denen liman caddesi daha kuzeydedir. Bunun hemen gerisinde ise kentin en etkileyici ve en büyük yapısı olan tiyatro yükselir. Pion dağının batı yamacına yaslanmış olan yapı, 24000 seyirci alabilecek kapasitededir2. Kentin Prytaneion’u3, Augustus döneminde inşa edilmiştir. Tiyatro biçimli Odeion yapısı, Prytaneion’un yanında ve devlet agorasının arkasında bulunduğundan, bu yapının bir Bouleuterion olduğunu ya da aynı zamanda Bouleuterion işlevini gördüğünü söylemek yanlış değildir. Kentin ızgara sisteminin, şehrin dışında (kuzey doğrultuda) kalan Artemis tapınağıi le aynı düzlem içinde olduğu görülür. Helenistik Surlar, Pion Dağı ve Koressos dağının üzerinde kilometrelerce uzanmaktadır.
Kentin biri batıda, biri doğuda, biri de kuzeyde olmak üzere üç büyük kapısı vardır. Doğu kapısı iki dağ arasındaki vadinin basındadır (Magnesia kapısı). Bu Magnesia’ya ve güney İonia’ya açılan kapı olarak kullanılmıştır. Pion dağının kuzeybatı ucunda ise Koressoskapısı bulunmaktadır. Bu kapıdan başlayan yol bir taraftan Koressos’a, bir taraftan Artemis Tapınağına gitmektedir. Üçüncü kapı ise liman kapısıdır.
CADDELER
Mermer Cadde
Kütüphane Meydanı ve Tetragonos Agora’nın doğu tarafına teğet geçen mermer kaplı cadde, İmparatorluk döneminde kentin anayolu ve dini Alay Yolu’nun bir bölümüydü. Doğu kenarında kolonadla, batı tarafında ise daha yüksek bir seviyede inşa edildiği için caddeden ulaşılamayan Neron Stoası ile sınırlandırılmıştır. Cadde, Kentin tüm dönemlerinin ve kent planının unsurlarının izlenebilmesini sağlayan en önemli plan unsurlarındandır. Mermer Cadde, Efes Örenyeri içinde ziyaretçilerin en yoğun kullandığı cadde durumundadır. Efes Alt Kapı’dan giriş yapıp Celsus Kütüphanesi’ne ve Kuretler Caddesi’ne erişmek isteyenler kuzey-güney yönünde bu caddeyi kullanırken, Üst Kapı’dan girerek Büyük Tiyatro ve Liman Caddesi’ne erişmek isteyenler de güney-kuzey yönünde bu caddeyi kullanmaktadır.
Kuretler Caddesi
Kuretler Caddesi, Devlet Agorası ile Tetragonos Agora (ticari çarsı) arasında, Helenistik-Roma kentinin birbirini dik kesen ızgara yol sistemine uymaksızın diyagonal olarak uzanmaktadır. Caddenin eskiden beri var olduğu ve Artemis’in Alay Yolu olarak dini açıdan önem taşıdığı bilinmektedir. Efes’in en önemli caddelerinden olan Kuretler Caddesi, grid kent planı içinde diyagonal konumuyla dikkat çekmektedir.
Arkadiane (Liman Caddesi)
Liman ile Büyük Tiyatro arasında, en az Roma Döneminden bu yana var olan Arkadiane, görkemli bir bulvar niteliğindedir. Caddenin ilk evresinde Arkadiane’nin iki ucunda birer kapısı vardı. MS 6. Yüzyılda caddenin ortasına yakın bir yerde,basamaklı kaidelerin üstünde serbest yerleştirilmiş dört görkemli sütundan oluşan Dört Sütunlu Yapı inşa edilmiştir. Arkadiane’nin Liman kapısına yakın bölümleri, bölgede kazıların tamamlanmamış olması nedeniyle daha az ziyaret edilirken, Tiyatro’ya yakın bölümlerinde yoğun ziyaretçi trafiği yaşanmaktadır.
Tiyatro Caddesi (Koressos’taki Plateia)
Mermer Cadde’den gelerek, Tiyatro’nun konumundan dolayı hafifçe yönü değişmiş olan Plateia’nın devamı, Tiyatro Gymnasionu’nun kuzeydoğu kösesinde kentin ızgara planından ayrılarak kentin dışına çıkıp tekrar eski kutsal yolun güzergâhını takip eder. Caddenin batısında havuzlu bir çeşme yapısı bulunur. Plateia, şimdilik Stadion ve Vedius Gymnasionu’na giden tek yoldur.Yolun kuzeydeki bölümü günümüzde Efes’e giriş sağlayan asfalt yol ile çakışmaktadır. Yolun doğusunda kalan bölümde günümüzde protokol girişleri için kullanılan yol bulunmaktadır.
Damianus Stoası
Tanınmış Efes’li sofist Flavius Damianus, MS 2/3 yy. geçişinde Artemision’dan Helenistik-Roma kentine giden geleneksel Alay Yolunun üstünü, çatı ile kapatmıştır. Kutsal yol niteliğindeki yolun çevresinde ve bitişik konumda çok sayıda mezar düzenlenmiş ve gömü yapılmıştır. Damianus Stoası’nın izlerine, Panayır Dağı’nın kuzey ve daha çok doğu eteğindeki yerlerde rastlanmaktadır. Stoa’nın günümüze kadar kalabilmiş kısımları en iyi şekilde Doğu Gymnasionu’nun doğusunda, kuzeye sapan toprak yolun iki tarafında görülebilmektedir. Stoa’nın önemli bir bölümü sur dışında, bugün tarım alanı olarak kullanılan bölgede kalmaktadır. KENT SURLARI
Helenistik Surlar (Lysimakhos Surları) Bülbül Dağı Bölümü:
Limanın 400 metre batısında bulunan, 1912 yılında kazılmış, fakat bugün ulaşılamayan dört odalı bir gözetleme kulesi, kent surlarının deniz kıyısındaki başlangıç noktası olup Pygela’ya (Kuşadası) giden yolu korumaktadır. Surlar buradan düz bir doğru halinde, yazılı belgelerde Astyages adıyla geçen tepeye çıkmakta ve Aziz Paulos’un burada tutuklandığı düşünülerek 17. yy’dan bu yana Paulos Hapishanesi denilen, benzer bir başka kuleye yaklaşmaktadır. İyi korunmuş haliyle ve konumundan dolayı bu kule, Efes manzarasının uzaktan görünen belirgin bir noktasıdır. Surlar, araziye uyarak batı doğrultusunda bir kavis çizerek Hermaionadlı bir tepecik üstünden geçip doğuya dolanır, denizden 300 metre yükseğe çıkıp Bülbül Dağı’nın sırtında devam eder. Sırtın doğu ucundan yine düzlüğe inerek, bugün izi kalmamış şekilde Magnesia Kapısı’na ulaşır.
Helenistik Surlar (Lysimakhos Surları) Panayır Dağı Bölümü:
Magnesia Kapısı’ndan başlayan surlar önce kuzeye doğru devam eder, sonra Panayır Dağı yamacının yaklaşık 70 metre rakımına kadar çıkıp aynı rakımda 500 metre uzunluğunda devam eder. Duvarların kalıntıları, yer yer 2,5 metre yüksekliğinde korunmuştur. Panayır Dağı’nın iki zirvesi arasında bulunan jeolojik kırılmayı takip eden surlar, batıya dönüp 120 metre kotuna kadar yükselir. Panayır Dağı’nın güney zirvesinin kuzeyindeki Helenistik surların, Bizans surları ile kesiştiği, bulunan az sayıda kalıntılardan anlaşılmaktadır. Surların ikinci halkası, Panayır Dağı’nın iki yarısının arasındaki boğazın en üst noktasından geçerek kuzey zirvesini çevreler.
Geç Antik Kent Surları (Bizans Surları)
Kentin zaman içinde küçülmesi, yasayan nüfusun azalması, Helenistik-Roma Kenti’ni korumanın zorlaşması üzerine 6. yy’da veya 7. yy basında Arap akınlarına karşı Koressos Mahallesi’ni çevreleyen yeni surlar yapılmıştır. Bu surlar, Güney Liman Kapısı’ndan önce Arkadiane’ye70 metre mesafeden geçerek Dört Sütunlu Yapı’nın güneyinde cep yaptıktan sonra caddenin hemen yanında tiyatronun ortasına kadar devam eder. Geç surların izlerine, kuzeyde halen Meryem Kilisesi’nin batı ucunda, Olympeieion’un batı kenarında, Yarıkkaya Tapınağı’nda ve Vedius Gymnasionu’nun önünde rastlanmaktadır. Surların doğu bölümü, Stadion’un batıda kalan yarım dairesini izleyerek, Panayır Dağı’nın sırtı ve iki zirvesi boyunca dolanıp yine tiyatro yönüne doğru inmektedir. Helenistik-Roma kent merkezi ise yeni surların dışında kalmıştır. Bizans döneminde Helenistik-Roma kentinin bir bölümü ile Ayasuluk Tepesi’nde Kale ve St. Jean Bazilikası’nın bulunduğu bölümler sur içine alınarak koruma altına alınmıştır.
KENT GİRİŞ KAPILARI
Liman Kapıları
Liman Efes kentinde büyük öneme sahipti. Küçük Menderes’in (Kaystros) taşıdığı alüvyonlar nedeniyle Arkaik Dönemden Roma Dönemine kadar liman gittikçe batıya kaymıştır. Rıhtım Duvarı ile çevrelenmiş liman havzası bugün de net olarak algılanmaktadır. 1896-1899 yılları arasında yapılan kazılarda büyük caddelerin limana kavuştuğu yerleri belirten üç kapı yapısı bulunmuştur.Güney Liman Kapısı, yazılı belgelere göre Severus hanedanı dönemine tarihlenmektedir. Orta Liman kapısı, Arkadiane’nin bitiminde bulunmaktadır. Birbirine bağlantılı İon düzeninde dörder sütun arasında üç geçit vardır. Bu yapı Hadrianus döneminde inşa edilmiştir. Kuzey Liman Kapısı, çok kötü bir durumda günümüze kadar gelebilmiştir. Yazıtlardan, MS 3. ay’ın ortalarında Proconsul Asiae için yapılmış bir onur takı olduğu anlaşılmaktadır.
Magnesia Kapısı
Panayır Dağı ile Bülbül Dağı arasındaki hafif meyilli arazide, kazılarla açığa çıkarılmış tek kent kapısı olan Magnesia Kapısı bulunmaktadır. Damianus tarafından yaptırılan Artemision yolu ve Menderes Magnesiası’na ve Kaystros vadisine giden yollar buradan başlamaktadır.
Koressos Kapısı
Efes kentinin ana kapılarından üçüncüsü yazıtlarda adı geçen, ancak henüz herhangi bir kazı yapılmayan Koressos Kapısı’dır. Kapı, Stadion ile Vedius Gymnasiumu’nun arasında yer almaktadır. Koressos Kapısı’na bağlanan yollardan Artemision’a ve Ayasuluk Tepesi’ne bağlantı sağlanmaktaydı.
KENT İÇİ KAPI YAPILARI
Hadrianus Kapısı
Efes’te Hadrianus döneminde inşa edilen yapılar içerisinde yer alan bir diğer önemli yapı yaklaşık 18 m yüksekliğindeki Hadrianus Kapısı’dır. Kapı, Anadolu’da yer alan diğer propylon ve kapılarla karsılaştırıldığında en yüksek olanlardan biridir. Kapı Hadrianus Tapınağı’nın karsısında yamaç evlere geçişi sağlayan sağ kanat üzerinde, antik adıyla kentin merkezi aksını oluşturan Embolos içerisinde kalmaktadır. Kapının bu noktada, konumlandırılmasının en önemli nedeni, bu alanın dört yol ağzının kesiştiği ve Ortygia’ya giden kutsal tören yolunun da başlangıcı olmasıdır. Yapının ilk katının restorasyonu yapılabilmiştir. Sadece uzunluğuyla değil, mimari öğelerinin inceliğiyle de dikkat çekmektedir. Özellikle kapının üç katlı formunun ayakta durabilmesi için önde bir tama yakın sütun, onun hemen arkasında da başka bir destek sütun sırası yer almaktadır. Fakat ikinci sıra sütun dizisi ön sıranın tam arkasından teğet geçtiği için cepheden bakıldığında diğer sıra görülmemektedir. Böylece bu uzun yapının depremlere karsı dayanıklı hale getirilerek uzun yıllar ayakta kalması planlanmıştır.
Herakles Kapısı
Kuretler Caddesinin doğu ucunda geç antik dönemde anıtsal bir kapı yapısı olarak inşa edilmiştir. Kapının bugün hemen sağında ve solunda yer alan Herakles Kabartmalı payeler ile sınırlandırılarak5. yüzyılda arabaların devlet agorasına girişleri engellenerek trafiğin sınırlandırılması sağlanmıştır. Yapının hemen üzerinde Nike süslemeli bir kabartma parçası yerleştirilmiştir.
Tetragonos Agorası Güney Kapısı
Tetragonos Agorası’nın üç kapısından biri olan Güney Kapısı, Kütüphane yapısının hemen kuzeyinde yer alan kapı Celsus kütüphanesiyle birlikte 1979 ve 1988 yıllarıi çerisinde restore edilerek ayağa kaldırılmıştır. Kapı yapısının üstü kemerlerle örülmüştür. Geçitler zengince süslenmiş kapı söveleriyle birbirine bağlanmıştır. Dış duvarlarında ikişer yarım yuvarlak niş vardır. Özel bir şekilde süslenmiş arsitrav sarmaşık bezemeli friz ve diş kesimli saçaklığın üstünde bulunan yüksek yapı, üstte imparator ailesinin heykellerini taşıyordu. Tetragonos Agorası’na Kütüphane Meydanı’ndan giriş sağlayan Güney Kapısı, Augustus dönemindeki haliyle günümüze ulaşabilen tek ana bölüm olma niteliğine de sahiptir.
Tetragonos Agorası Batı Kapısı
Tetragonos Agorası’nın bir diğer kapısı olan Batı Kapısı, Liman’dan kente giden bulvarın, yani Batı Caddesi’nin doğudaki görkemli sonunu oluşturmuştur.On basamaklı merdivenin iki tarafında öne çıkan kanatlar üstünde birer sütun çifti, arkalarında da iki sıra sütun bulunmaktaydı. Bazıları halen in-situ bulunan kaidelerin ve yapı çevresinde dizili duran İon düzenli baslıkların zengin bezemeleri vardı. Pazar yeri olarak faaliyete geçtikten kısa süre sonra Kapı’nın güzel olmakla birlikte yük trafiği için uygun olmadığı anlaşılınca, Domitianus döneminde kapıda değişiklikler yapılmıştır. Yapılan değişiklikle, kapı binasında üç geçit, iki büyük süs havuzu ve yanlarda ağır yüklü arabalar için rampalar yapılmış ve Kapı bugün için belirlenen durumunu bu değişiklikler sonucunda almıştır.
Tetragonos Agorası Kuzey Kapısı
Agora’nın kuzey kapısı, geç antik dönemdeki çok yalın haliyle günümüze ulaşmıştır. Augustus döneminde yaşanan değişimlere kadar Plateia güzergâhını belirleyen noktadadır. Agora’nın Kuzey Kapısı’ndan Tiyatro’nun önüne kadar olan bölüm, Erken İmparatorluk Döneminde bağlantının Mermer Cadde üzerinden verilmesi nedeniyle terk edilmiştir.
ÖNEMLİ KAMUSAL YAPILAR
Tetragonos Agorası
Agora Geç Antik haliyle 1901-1907 yılları arasında yapılan kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Yeniden kazı çalışmaları ile birlikte sütunlarının bir kısmının ayağa kaldırılması, ancak 60 sene sonra T.C. Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nce yapılmıştır. İlk olarak Lysimakhos döneminde kurulan, MÖ 1. Yüzyıl sonlarında genişletilerek yeniden düzenlenen Agora, dört tarafı iki galerili 112 m uzunluğunda stoalarla çevrili kare seklinde kapalı bir meydan halini almıştır. Agora MS. 7. yüzyıla kadar kullanılmıştır.
Büyük Tiyatro
Panayır dağı eteklerindeki yamaca kurulan antik tiyatronun M.Ö 300 yılların da yapıldığı anlaşılmaktadır. Efes’teki Helenistik yapılar içinde en büyüklerinden biri olarak bilinen tiyatro Roma döneminde restorasyon geçirerek büyümüş bugün 24 000 kişilik yapısıyla Anadolu’daki antik tiyatrolar içerisinde en fazla kişiye hitap eden bir tiyatro özelliğini kazanmıştır. Celsus Kütüphanesi
Tetragonos Agorası’nın hemen güneyinde bulunan yapı, Kuretler Caddesi ile Mermer Cadde’nin kesiştiği şehrin en önemli kavsak noktasında bulunmaktadır. 1905-1906 yıllarında Avusturya Arkeoloji Enstitüsü tarafından yapılan kazılarla ortaya çıkarılan Kütüphane, 1970-1978 yıllarında F. Hueber ve V.M. Strocka tarafından yapılan anastylosis (yeniden inşa) çalışması ile ayağa kaldırılmıştır. Bugün Antik Efes kentinde yapılan gezilerde ziyaretçileri en çok cezbeden ve ilgiyi çeken yapıların basında gelen Kütüphane Asiapro konsülü (valisi) Tiberius Julius Celsus Polemaeanus’un mezarı üzerine oğlu konsül C. Julius Aquila tarafından MS. 113/4 yılarında hem heroon (anıt mezar) hem de kütüphane olarak yapılmıştır. Dokuz basamakla çıkılan 17 metre yüksekliğinde ve 21 m genişliğindeki yapı Anadolu’daki Antik kütüphaneler göze alındığın en ihtişamlı olanların basında gelmektedir. Mimari plansal olarak ön cephenin aedicula yapısı ışık gölge oyunları sayesinde izleyiciye sanki olduğundan daha büyükmüş gibi bir hava vermektedir.Yapının kütüphane olmasının dışında bir diğer önemli özelliği de heroonyani bir anıt mezar olmasıdır. Kütüphanenin batı yönünde okuma salonunun hemen altında Tiberius Julius Celsus Polemaeanus’un lahit mezarı bulunmaktadır. Kentin yasal bir arşivini de içinde barındıran kütüphane, 150 yıldan fazla hizmet vermiştir. MS. 262’de büyük depremle kullanılmaz hale gelen kütüphane Got akınlarıyla yağmalanmış ve ateşe verilerek yok edilmek istenmiştir.
Tiyatro Gymnasionu
Arkadiane caddesinin doğu bitimde yer alan yapı Efes’te yaygın olan Hamam-Gymnasion tipine uymaktadır. Yapı Roma Gymnasion örnekleri arasında önemli bir örnektir.
Devlet Agorası

Devlet Agorası’nın ilk kurulusu Geç Helenistik Döneme rastlıyorsa da son yapı evresi Geç Augustus döneminde tamamlanmıştır. Devlet Agorası, en geç İmparator Augustus döneminden başlayarak kentin politik merkezini oluşturmuştur. Alışılmışın aksine bu meydan bir stoa ile sınırlandırılmış değildir.


Prytaneion
Efes’te Devlet Agora’sının en önemli yapılarından biri olan ve Belediye Binası olarak işlev gören Prytaneion’dur.Bu yapı her Yunan şehir devletinde şehrin bağımsızlığını ve egemenliğini temsil eden Hestia kutsal ateşinin yandığı kutsal mekândır.Bu konumuyla resmi binaların en önemlisi ve şehrin kalbi niteliğini taşırdı.Yapının Efes tarihindeki en önemli özelliği ünlü Efes Artemisi’ne ait Roma Dönemi heykel kopyalarının Prytaneion’un kazıları sırasında ortaya çıkarılmış olmasıdır.Bu heykeller olasılıkla tanrıçadan korkan ilk Hıristiyanlar tarafından yapının altına gömülmüşlerdi.
Bouleuterion (Odeon)
Devlet Agorası’nın kuzey yamacına yerleştirilmiş olan Bouleuterion yazıtından yola çıkılarak MS. 2. yüzyılın ortalarına tarihlendirilmektedir. 19. Yüzyılda J.T Wood tarafından keşfedilen yapı Bouleuterion ya da Odeon olarak adlandırılmaktadır. Yapı tam olarak 1908 yılında açığa çıkarılmıştır. Yapı 1970-1990 yılları arasında Selçuk Efes Müzesi tarafından gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları ile koruma altına alınmıştır.
Bazilika Stoası
Yazıtına Göre MS. 11 yılında C. Sextilius Pollio ve ailesi tarafından yaptırılan iki katlı ve üç nefli Bazilika Stoası İon düzeninde olup Efes’in en görkemli binalarından biridir. Yapıya imparator Nero döneminde batı tarafından muazzam bir Khalkidikum eklenmiştir. Yapının Geç antik dönemde bir kiliseye dönüştürülmüş olduğu görülmektedir.
Yukarı Hamam (Yukarı Gymnasion/Devlet Agorası Hamamları)
Devlet Agorası içerisinde yer alan en önemli yapılardan bir diğeri de Yukarı Hamam’dır. Yukarı Gymnasion ve Devlet Agorası Hamamları olarak da anılan hamam Yapısı, Devlet Agorası’nın doğusunda yer almaktadır. Bu hamam Efes’in diğer simetrik planlı hamamlarından farklı bir şekilde asimetrik planda inşa edilmiş Efes’teki tek hamadır. Anadolu’daki asimetrik hamamlar düşünüldüğünde bu hamamın en iyi benzeri Milet’teki Faustina Hamamı’dır.
Varius Hamamı ve Latrinası
Kuretler Caddesi içinde Hadrianus Tapınağının hemen arkasında Efes’teki en büyük hamamlardan biri olan Varius Hamamı gelmektedir. Hamamı Hıristiyanlık döneminde onartmış olan Skolastikia’nın oturur formda heykeli yer almaktadır.
Stadion
Neron döneminde yapılan yenileme çalışmalarıyla azat edilmiş bir kölenin kurduğu bir vakıf sayesinde stadion anıtsal bir yapıya dönüştürülmüştür. Bu anıtsal yapı daha sonraki dönemlerde çeşitli defalar depremlerden etkilenmiş ve kilise-nekropol alanı olarak kullanılmıştır.
VediusGymnasionu
Stadion’un kuzey bölümünde yer alan bir diğer önemli yapı Vedius Gymnasionudur. Efes’te yer alan diğer gymnasionlar gibi hamam-gymnasion kopleksi olarak inşa edilmiştir.
Liman Hamamları ve Verulanus Stoaları
Liman Caddesi (Arkadiane)’nin kuzeyindeki büyük hamam/gymnasion kompleksi, batı doğu ekseni üzerinde simetrik bir şekilde planlanmıştır. Üç bölümden, yani hamam, gymnasion ve spor alanından oluşmaktadır. Domitianus döneminde inşasına başlanmış olan hamam yapısı 4. yüzyılın ortasında önce bir tahribata uğradıktan sonra, yeniden düzenlenmiştir.
Meryem Kilisesi ve Episkopeion
Olympieion’un güney stoasının batıdaki bölümü içine, Geç Antik Dönemde 145metre uzunluğunda bir kilise kompleksi inşa edilmiştir. Doğudaki bölümü ise değişiklikler yapılarak saraya benzeyen bir bina haline getirilmiştir. 431 yılındaki Ökümenik Konsil ile ünlenen Efes Piskopos Kilisesi’nin, Meryem kilisesi olduğundan şüphe yoktur. En son araştırmalar ise buradaki Hıristiyan binalarının bu tarihten sonra yapıldığını göstermektedir. Kilise Aydınoğulları Beyliği Dönemi sonlarına kadar kullanılmıştır. Günümüzde Meryem Kilisesi alanın en fazla ilgi çeken unsurları arasındadır.
Bizans Sarayı
Meryem Kilisesi ve Episkopeion’un70 metre kadar doğusunda Bizans Dönemi Sarayı olduğu anlaşılan bir yapı kompleksi bulunmaktadır. Tarih belirlemelerine göre buranın Geç Antik prokonsül veya Bizans döneminin Strategossarayı olduğu düşünülmektedir. TAPINAKLAR VE ANITLAR
Olympieion
Deniz kıyısında, daha önce bataklık olan bir bölgede MS.130 yılından başlayarak Korinth düzeninde inşa edilen tapınağın, Zeus Olympios olarak tanrılaştırılan İmparator Hadrianus’un resmi eyalet tapınağı olduğu düşünülmektedir. Bu yapı, MS. 400 yıllarında temellerine kadar sökülmüştür. Günümüze kadar ulasan ve bugün peristasis’te sergilenen tek sütun baslığı ve az sayıda mimari parçalar, korinth düzenindedir. Tapınağın yanındaki 263 metre uzunluğundaki üç nefli güney stoa, temenos’a anıtsal bir giriş olarak algılanabilir.
Hadrianus Tapınağı
Efes’te bulunan Olympieion Tapınağı’nın yanı sıra kentin bas tanrıçası Artemis’e ve Hadrianus’a adanmış bir diğer tapınak da Kuretler caddesinin hemen solunda yer alan küçük Hadrianus Tapınağı’dır. Tapınağın resmi ideoloji dışında kent aristokrasinin bir saygınlık yapısı olarak inşa edildiği anlaşılmıştır. Yapı 1956 yılında Miltner ve ekibi tarafından yapılan kazılarla ortaya çıkartılıp tekrar ayağa kaldırılmıştır. Daha çok doğudaki tapınaklarda karsımıza çıkan ve Termessos N1 Tapınağı’nda olduğu gibi Suriye tipi alınlığı bu tapınakta da görmek mümkündür. Tapınak bugün olduğu kadar, geçmişte de Efes Embolos’u içindeki Celsus Kütüphanesi’nden sonra, hem mimarisi hem de plastik süslemeleriyle en çok dikkat çeken ikinci yapı durumundadır.
Serapeion Tapınağı
Süslemelerinin yapısı açısından belli bir döneme (Hadrianus Dönemi)tarihlendirilen bir diğer yapı da, bugün işlevi araştırmacılar tarafından hala tartışma götüren Serapeion ya da Mouseion’dur. Yapı Bülbül dağının eteklerinde Geç Helenistik harabelerin üzerine inşa edilmiştir. Efes’teki Hadrianus döneminde inşa gören tapınaklar göze alındığında Serapeion, Olympieion’dan sonra gelen en büyük yapıdır.
İmparatorlar Tapınağı ve Sunağı ile Domitianus Terası
Devlet Agorası’nın batısında, bazı yerlerde iki katı bulan tonozlu altyapılar üstünde büyük bir teras oluşturarak, buraya bir imparator kült tapınağı ve sunağıi nşa edilmişti. Daha alçak bir seviyede bulunan kuzey tarafındaki meydana bakan tonozlu yapılar, çok katlı ve destek heykellerle bezeli bir cephenin gerisinde bırakılmıştı. Cephenin bazı mimari parçaları 1975 yılında yeniden ayağa kaldırılmıştır.
Memmius Anıtı
Roma diktatörü Sulla’nın torunu C. Memmius için M.Ö. 50 civarında bir onur anıtı inşa edilmiştir. Son araştırmaların ışığında daha başka mimari parçalarında bu yapıya ait olduğu anlaşıldığından bu yapının, Hellenistik mezar veya anıt kule seklindeki geleneksel bir tarzda olduğu kanısına varılmıştır.
Oktogon
Yapı MÖ. 41 yılında Efes’te katledilen, ünlü Kleopatra’nın en küçük kız kardeşine aittir. Kuretler caddesi üzerinde yer alan Oktogonal yapısından dolayı oktogon olarak adlandırılan mezar Efes’in önemli unsurları arasında yer almaktadır.
KONUTLAR
Yamaç Evler
Efes Antik Kentinin en önemli özelliklerinden birisi, Helenistik ve özellikle de Roma Dönemi konut mimarisine ilişkin buluntuların belli bir arkeolojik dönemi tam anlamıyla yansıtır nitelikte olmasıdır. Kent içerisinde sürdürülen kazılarda konut ve gündelik yaşama ilişkin birçok önemli yapı gün ışığına çıkarılmıştır. Bunların en önemlileri Yamaç Evlerdir. Efes’te kent geliştikçe artan nüfusun yaşamını sürdürdüğü konutlar, kentin kurulduğu Panayır Dağı ile Bülbül Dağı arasındaki alanın, özellikle yamaç kesimlerinde yoğunlaşmıştır. Konut alanları içinde en kapsamlı kazı çalışması “Yamaç Evler” olarak isimlendirilen, Kuretler Caddesi’nin başlangıcındaki bölümde gerçekleştirilmiş ve Efes konutlarının özelliklerinin algılanması ve ortaya çıkarılması olanaklı hale gelmiştir. Kazısı yapılarak ziyarete açılmış olan Yamaç Evlerin bulunduğu alana bakıldığında, yapıların Mermer Cadde ile Kuretler Caddesi’nin kesiştiği Kütüphane Meydanı’nın hemen güneyindeki sırtlarda konumlandığı, kentin merkez işlevlerini üstlenmiş birimler arasında, merkeze yakın konumda bulunduğu görülmektedir.Bugün ziyarete açık olan ve bütün olarak örtü altına alınan alan, M.Ö. 1. Yüzyıldan başlayıp MS. 7. yüzyıl içlerine kadar kullanılan kentin zenginlerine ait olduğu anlaşılan birçok konuttan oluşmuş bir kompleks alanıdır. Konutlardaki oturma birimleri merkezdeki peristyl avlunun çevresine sıralanmış oda ve diğer mekânlar seklinde Helenistik mimariye uygun planlanmıştır. Bugün ziyarete açık olan ve kazısı yapılmış olan Yamaç Evler grubu, Kuretler Caddesine açılan üç sokak arasında konumlanan iki yapı adasından oluşmaktadır. Adaların formu, kentin grid sistemdeki planına uygun olarak düzenlenmiş durumdadır. Yapıldıkları dönemin her tür konforuna sahip olmaları ve yerleşim planlarının niteliklerine bakıldığında, bu evlerin kentin önemli bir yerinde konumlandırıldıkları anlaşılmaktadır. Evlerin iç süslemeleri ve mozaikleri dönem mimarisinin en seçkin örnekleri arasındadır.
SUR DIŞINDAKİ YAPILAR
Artemis Tapınağı (Artemision)
Antik dünyanın yedi harikasından biri olarak bilinen ünlü Artemis Tapınağı Kentin erken kurulum alanı olan Ayasuluk Tepesinin güneyine inşa edilmiştir. Tapınağın ilk evresi kazısını yapan Anton Bammer tarafından MÖ 8. Yüzyıla tarihlendirilmektedir.Bu ilk tapınak küçük bir naos’un çevresinin sütunlarla çevrelendiği dünyadaki, ilk peripteral tapınaktır. Günümüzde Selçuk ilçe merkezinden Efes yönüne gidilirken, Kuşadası yolunun başlangıcında, sağda bu görkemli tapınağın kalıntıları görülmektedir. Tapınak tarih içerisinde birçok kez yıkılıp yeniden yapılmıştır. Büyük İskender Efes’e geldiğinde Tapınağın son ihtişamlı biçimi inşa halindedir. Günümüze çok fazla parçası erişmeyen Artemis Tapınağı 127 sütunlu olup, cephedeki 36 sütunu kabartmalıydı. Tapınağın 105 metre uzunluğu, 55 metre genişliği ve 25 metre yüksekliği olabileceği tahmin edilmektedir. MS. 262'de Gotların bir akını sırasında büyük Artemis tapınağı son kez yakılıp yıkılmıştır. Hıristiyanlık döneminde ise tapınak bir daha yapılmamıştır. British Museum'dan John Turtle Wood 1863’te tapınağı araştırmaya başlamış, 1869'da tapınağın temellerini bulmuştur. Bulduğu heykelleri ve bazı kalıntıları British Museum'a götürmüştür. 1904’te yine aynı müzeden D.G. Hograth'ın liderliğindeki bir ekip kazılara devam etmiş ve birbirinin üzerine inşa edilen 5 tapınak olduğunu keşfetmiştir. Günümüzde gelen ziyaretçilere tapınağın yerini belli etmek için, 1973’te mimari bir deneme olarak çeşitli sütunların tamburları kullanılarak sembolik bir sütun dikilmiştir. Dikilen bu sütun özgün sütunlardan 4 metre daha kısadır. 4. yüzyıla ait tapınak platformunun temelinde Arkaik bir plinthosun üzerinde yer alan bir sütunun temel kalıntısı bir baksa mimari deneme için işaretlenmiştir. Arkaik tapınağın diğer gözle görülür kalıntıları batı yanda daha sonra üzeri kaplanmış güney yönlü çıkıntı yapan kısa bir duvar, bir avlu duvarının bölümleri ve bunun güney tarafında yatan bir kilise sütunudur.
Antik Efes Limanı ve Antik Kanal
Küçük Menderes Irmağı’nın geçen yıllar içinde denizde yarattığı dolgu giderek Efes Limanı için tehlikeye dönüşmüş, limanın kullanımını sürdürmek amacıyla deniz ile bağlantı sağlayan kesim kanal olarak açık tutulmuştur. Kısmen dolmuş olsa da denizle bağlantısı süren Liman ve Antik Kanal geçen zaman içinde önemli bir sulak alan niteliği kazanmıştır. Efes Antik kentinin kıyı ile bağlantısının ve geçirdiği jeolojik dönüşümün canlı bir unsuru olan kanal, Efes’e ilişkin vizyon ve hedeflerde de önemli bir yer tutmaktadır. Günümüzde yıl boyu sulak alan niteliğini koruyan Liman ve Antik Kanal sazlıkların yanı sıra basta balık türleri olmak üzere önemli oranda fauna çeşitliliğine sahiptir.
Ayasuluk Tepesi ve Sur Duvarları
Ayasuluk'un güney yamacındaki basit bir mezarın üzerine 5. yy'da bir erken Hıristiyan kilisesi inşa edildiği bilinmektedir. 6. yy'ın ortalarında bu kilisenin yerine, imparator Justinianos tarafından haç planlı, anıtsal bir kubbeli bazilika yaptırılmıştır. Efes halkının Ayasuluk'a taşınması ile St. Jean Bazilikası, eski Piskopos Kilisesi'nin yerini almış, Ayasuluk tepesi de surlarla çevrilmiştir. Kilise ve ilgili yapılarını çevreleyen Sur Duvarları'nın 20kulesi ve dört girişi vardır. Bunlardan en sağlam kalabilen ve anıtsal olanı, güneydeki Takip Kapısı olarak adlandırılan ana giriş kapısıdır. Kapılar ve sur duvarlarında kullanılan yapı malzemesi, tümüyle Efes ve Artemis Tapınağı yıkıntılarından getirilen devşirme malzemedir. Surların Arap akınlarına karşı kullanıldığı bilinmektedir.
Saint Jean (Aziz Yuhanna) Bazilikası
Atrium'la birlikte 130 metre uzunlukta olan kilise, haç seklinde bir plana sahiptir. Haç biçimli orta nef ve transeptin üzerinde toplam altı kubbe vardır. Bunlardan mezar alanını oluşturan merkezi kısmın kubbesi, diğerlerinde daha yüksek ve büyüktür. Ayaklar arasında bulunan, yan nefleri ayıran ve aynı zamanda üst kat yan tonozlarını taşıyan mavi damarlı yekpare sütunlar tamamen yeniden ayağa kaldırılmıştır.Atrium kilisenin tam batısındadır. Bu alanın yaratılması için, Atrium çevresindeki portikoların bulunduğu bölümlerde, eğimli topoğrafikk durumu düzeltmek için altyapılar inşa edilmiştir. Ortadaki avlunun üç yanında, sütunlu ve kemerli portikolar yer alır. Bu portikoların dış kısmında, Bizans mimarisinde tek örnek diyebileceğimiz gezinti yerleri bulunmaktadır. Süslü korkuluk levhaları ile sınırlanmış ve üstü örtülü olan gezinti yerlerinin, o dönemde daha da güzel görülebilen Efes Limanı ve çevresini seyretmek amacıyla planlanmış olduğu tahmin edilmektedir. Atrium'un Korinth düzenli sütun ve baslıklarında restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir.
Kilisecik (şapel) ve Hazine Dairesi (Skeuophylakion)
Bugün üzeri ashap çatı ile örtülü olan kısım, kuzey transeptin dışında ve Hazine Dairesi ile birlikte planlanarak inşa edilmiş olup 10.-11. yy'larda şapele dönüştürülmüştür. Şapelin solunda yer alan, 1987 yılında açığa çıkarılmış olan Hazine Dairesi, merkezi planlı, iki katlı bir yapı idi. Bunun çevresinde haç planı oluşturan kısımlar ve köse odaları yer almaktadır. Bu kısımlarda kilisenin kutsal eşyaları ve hazineleri saklanıyordu. Yapının bilinen tek benzeri Ayasofya Kilisesi Hazine Dairesi'dir.
Bizans Sukemeri
St. Jean (Aziz Yuhanna) Takip Kapısı'nın doğusundan başlayıp Selçuk kenti içinde ve özellikle İstasyon çevresinde sağlam olarak kalmış olan Bizans su kemerleri, Şirince Boğazı'nda devam etmekte ve kuzeye doğru yönelmektedir. Bunlar, kaynaklardan sağlanan içme suyunu Selçuk Ayasuluk Tepesi'ndeki Bizans Dönemi yerleşimine ve Ortaçağ'ın Hacmerkezi olan St. Jean Kilisesine ulaştırıyordu. İstasyon çevresinde l5 metre yükseklikte sağlam kalabilen su kemerlerinin ayaklarında, Efes ve Artemision'dan getirilen devşirme mermer bloklar, düzeltilerek kullanılmıştır. Bunlar arasındaki Arkaik döneme ait İon sütun baslıkları önemlidir. Sukemerlerinin Ayasuluk Tepesine ulaştığı yerde büyük boyutlu bir su deposu veya sarnıcı son yıllarda kazılarak ortaya çıkarılmış ve restore edilmiştir.
Selçuk (Ayasuluk) Kalesi
Efes’in ilk yerleşim alanı olan Ayasuluk Tepesi, bu ilk kuruluştan günümüze dek kullanılagelen bir alan olma özelliğine sahiptir. Tepe’de Saint Jean Kilisesi'nin kuzeyinde, tepenin en yüksek kısmında bulunan ve aslen bir içkale niteliğine de sahip olan Kale,yapılan araştırmalara göre Efes'in ilk yerleşme yerinin üstünde yer almaktadır. İlk olarak Bizans Döneminde yapımına başlanan sur duvarları, Aydınoğulları ve Osmanlı dönemlerinde de yenilenerek bugünkü durumuna erişmiştir. Kalenin içindeki mescit ve Pazar yerinden kent yaşamının canlı bir parçası olduğu anlaşılmaktadır.
İsa Bey Camii
Cami Doğu–Batı yönünde oldukça eğimli bir arazi üzerinde inşa edilmiştir. Güneyinde Artemis tapınağı, doğusunda St. Jean Kilisesi bulunmaktadır. Doğu ve kuzeyden yamaca gömülü olan yapıda, topoğrafik duruma göre mimari düzenlemelere gidilmiştir. İsa Bey Camii, çapraz sahınlı plan semasına sahip yapılar grubu içindedir. Enine uzanan iki sahının, mihrap önünde dikine uzanan bir sahınla kesildiği harimin kuzeyinde dikdörtgen sekili, üç yönden revaklarla çevrili, ortası şadırvanlı avlu bulunmaktadır. XIX. yüzyıl’da özelliğini kaybederek kervansaray olarak kullanılan yapıda, bilinen ilk onarım çalışmaları XIX. yüzyıl’ın sonlarında gerçekleştirilmiştir. 1895 yılında Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nce yapıda genel bir temizlik yapılmış, yıkılan revak sütunları ayağa kaldırılmış, iç kısımda ise sökülerek çıkarılmış olan mihrabın yerine basit bir mihrap nişi yerleştirilmiştir. Çok sayıda onarım geçirerek günümüze ulasan cami, ibadete açık durumdadır.
İsa Bey Hamamı
Günümüzde Selçuk kentinde bulunan ve halen gezilebilir durumdaki dört hamam, Aydınoğulları ve Erken Osmanlı dönemlerine aittir (1350-1450). Hamamların hepsinde malzeme olarak, duvarlarda tas tuğla dizisi, kubbe ve tonozlarda tuğla kullanılmıştır. İsa Bey Hamamı 1364 yılında yapılmıştır. Hamam, Beylik ve Erken Osmanlı Döneminin tipik unsurlarını yansıtmaktadır.
NEKROPOL ALANLARI VE KUTSAL ALANLAR
Mezarlıklar
Efes’in doğusunda kent surlarının dışında kalan, Panayır Dağı’nın doğu sırtları ve Magnesia Kapısı’ndan Artemision’a ulasan antik yol güzergâhının (Damianus Stoası)kenarlarındaki alanlar, mezarların yoğun olarak bulunduğu bölümlerdir. Bu alanların yanı sıra, yine surun hemen dışında, Antik Liman çevresindeki alanlar ve bugünkü Selçuk-Kuşadası karayoluna kadar olan bölümlerde de mezarlara rastlanmaktadır. Efes’te yasam sürdüğü yıllarda, basta Panayır Dağı’nın doğusu ve kent surları ile deniz ve Kaystros (Küçük Menderes) Irmağı arasında kalan alanların, kentin nekropol alanları olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Yedi Uyuyanlar Mezarlığı
Yedi Uyuyanlar Mezarlığı, Efes kent surlarının dışında, Panayır Dağı'nın yarmalar halindeki doğu yamacında bulunmaktadır. Yazılı kaynaklara göre burası İmparator Decius hükümdarlığında, yani 249-251 yılları arasında, Hıristiyanlara yapılan baskı sırasında yedi genç erkeğin bir mağaraya sığınıp uyuyakaldıkları ve ancak İmparator Theodosios zamanında yine uyandıkları yerdir. Alandaki mezarlar ve kilise ile ilgili bilimsel çalışmalar devam etmektedir.
Kaya Kutsal Alanı (Ana Tanrıca, Zeus ve Apollon Kutsal Alanı)
Yunan döneminde denizden yükselen sarp bir kaya, bugün ise Vedius Gymnasion'unu Yedi Uyuyanlar Mezarlığına bağlayan yol üzerinde bulunan Panayır Dağı'nın en doğu noktası önemli bir kutsal alanı barındırır. Teraslanmış yamaçtaki kayaların dikey yüzlerine Meter (çoğunlukla Kybele denilen Tanrıların Anası), Zeus ve tektük de Apollon için yazıtlar ve kabartmalar kazınmıştır. Bunlar bugün de ziyaret edilebilmektedir.
Meryemana Evi
Selçuk’a 9 km. uzaklıktaki Meryemana Evi, Bülbül Dağı’nın üzerinde bulunmaktadır. İsa’nın ölümünden 4 ya da 6 yıl sonra, St. Jean’ın Meryem Ana’yı Efes’e getirdiği bilinmektedir. 1891 yılında Lazarist papazların, Alman rahibe A. Katherina Emerich’in rüyası üzerine, Meryem Ana’nın son günlerini geçirdiği evin, araştırmalar sonunda bu yer olduğunu ortaya çıkarmış olduklarına inanılmaktadır. Bu olay Hıristiyanlık dünyasında büyük ilgi uyandırmıştır. Haç planlı ve kubbeli olan bu yapı daha sonra restore edilmiştir. Müslümanlarca da kutsal sayılan evde, Papa VI. Paul’un 1967’deki ziyaretinden sonra, her yıl ağustos ayının 15. gününde ayinler düzenlenmekte ve bu ayinler büyük ilgi görmektedir.

Dostları ilə paylaş:

©2018 Учебные документы
Рады что Вы стали частью нашего образовательного сообщества.
?


iii-fsl--azrbaycan.html

iii-fsl--lnkran-vlayt.html

iii-fsl--qtsad-thlkszlynn.html

iii-fsl-ermnstanda.html

iii-fsl-ortasrlr-mdnyyt--.html